Habip Hamza Erdem/BİLİM ve İDEOLOJİ

BİLİM ve İDEOLOJİ
Bilim ve ideoloji ayrırımı ya da dağrusu ayrılmazlığını bu köşe yazısında ayrıntılandırmak zordur.
Yine de, geçen yazıda sözünü ettiğimiz ‘bilimsel ideoloji’ deyimine açıklık getirmeyi deneyebiliriz.
Özde, bu deyimin (notion) bir başına kitap olabilecek konusu vardır.
Yani bunun bir deyim mi yoksa kavram mı olduğu ‘bilim felsefesi’ bağlamında çözümlenebilir.
Ancak, doğa bilimleri dahil her bilimin bir ‘ideolojik geçmişi’ vardır diyerek başlanabilir.
Örneğin, klasik ekonomi politik, bugün ideolojik olarak süren ‘ekonomi bilmi’nin başlangıdır. 
Ancak ‘Ekonomi politiğin eleştirisi’, deyim yerinde ise bir ‘eleştiri bilimi’ olarak ‘tarihsel maddecilik’in temellerini atmıştır.
Ekonomistlerimizi hoplatacak bu ‘sorun’a girmeden, ‘bilim’ ile ‘ideoloji’ arasındaki ayrıma dönelim.
Ne var ki, burada, yine sıradan bir yaklaşım olan hemen birer ‘tanım’ verip sorundan kaçmak değil niyetimiz.
Kaldı ki, ‘tanımlamak’ bir başına bilimsel bir çaba olup, öyle ‘bana göre böyle’ denilip geçilemez..
O nedenle, her hangi bir yer ve zamanda, belli bir ‘sorun’un (problème) olduğunu gözönüne alalım. 
Bu soruna ister istemez bir ‘bilimsel’ çözüm üretmek gerekecektir. Çünkü, sadece ve ancak ‘bilimsel çaba’ çözüm üretebilir.
Ancak, ortalıkta ‘çözüm’ diye ‘ideolojik çözümler’ dolanıyor olacaktır.
Çünkü, ideoloji soruyu sormak ya da ‘sorun’u belirlemekten önce, ki bu yeteneği yoktur, kafasında önceden şekillenmiş (pré-figuré) çözümü sorunun kendisi imiş gibi koymaktadır.
Yani ‘kendi çözümü’nü ‘sorun’a uyarlamaya çalışmaktadır. 
İşte hem sorun ve hem de önceden bilinen yanıtına totoloji diyoruz.
Demek ki, nerede totoloji varsa, oraya henüz ‘bilim’ girmemiş demektir.
Buna politikada çözümü dayatmak için sorun yaratmak da denilebilir.
Türkiye’deki ‘başörtüsü sorunu’ndan Kürt ve Suriye ‘sorun’larına değin tüm ‘sorun’lar, belli ölçüde, bu düzeyde ele alınabilir.
Ancak yaklaşımların tümünü ‘ideolojik’ olarak tanımlamak da doğru olmaz.
Çünkü görünürde ‘din ideolojisi’ vardır ama, o da salt bir örtü olarak kullanılmaktadır.
Gerçekte, yapılan ve yapılmak istenenlerin ‘din ideolojisi’yle ilgisi de yoktur.
Sonuçta o da bir ‘ideoloji’dir ama ‘bilimsel’ bir çözüme karşı direnemeyeceğini bilir.
Çünkü, bilimsel pratik, sürekli olarak ve her konuda, ideolojik apaçıklıkla ve onun deyim (notion) ve kategorilerinden bir ‘epistemolojik kopuş’ yapagelmektedir.
Öyle ki, bu kopuş da anlık ve bir kezliğine değil, ama sürekli ve kesintisizdir.
Çünkü bilim/ideoloji arasındaki bağ (rapport) süreklidir.
O nedenle, belli bir konu ve dönemde, bilimin mi ideolojinin mi ‘baskın’ olduğu, ilk bakışta görülemeyebilse de, son çözümlede ‘bilim’in baskın geleceği öngörülebilir.
Şu koşulla ki, sozkonusu olan bir ‘ideoloji’ olsun.
Türkiye’deki ‘politika’ların ise, ‘ideolojik’ olduğu bile söylenemez. 
Bu politikaları uygulayanların bir ‘ideoloji’leri de yok.
Onlarınki ‘sapkınlık’.
O nedenle onların tutumlarına ‘bilimsel’ ya da ‘ideolojik’ bir tanım vermek çok daha zor.
Habip Hamza Erdem

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir